13.05.2017

the lucky one (2012)

film, giriş-gelişme ve sonucuyla tipik bir amerikan romantiği. 
öyle ki amerikalıların her çeşit filmindeki rutinliğinden sıkıldığım için iki film arasından ilk tercihimi ispanyol olanından yana kullandım. ama doğrusunu söylemek gerekirse bu "amerikalıyı" beğendim ben. senaryo klasik belki ama işleyişi iyiydi.

çok süper bir film değil. ama fena da değil.
hani deyim yerinde ise böyle yağ gibi akıyor film. hatta beğenmezsem başka filme bakarım diyerek yukarıda belirttiğim ön yargıyla oturdum önce. lakin kalkamadım başından. tabi arada saniyelerle de olsa amerikan emperyalizminin 'kahramanlığı' şovu inceden geçiliyor. ırak özgürlük harekatıymış vs. biz de yedik. yine de çok takılmadık. 

n'aptık? 
zarfa bakmadık. mazrufa odaklandık. 
shilling bacımızla, efron biraderimizin uyumunu izledik. yine afacan beny harikaydı. keza büyükanne ince espriler ve verdiği mesajlarla iyi işler çıkardı! 
son tahlilde şöyle 'konulu bir romantik film' izleyelim diyorsanız. buyrun izleyin. pişman olmazsınız.
diye düşünmekteyim.


- çocuklarımız için hayattaki her şeyi feda etmek. özveri değil.



-herkesin kendi kaderi vardır ama herkes onu takip etmeyi seçmez. ben takip ettiğim için şanslıyım.

22.04.2017

L'équipier (2004)



naif bir fransız güzellemesi.
daha izlerken en kestirmesinden bir adada yaşamak istiyor insan. 
manzara, görseller zaten bir harika.
bu filmi izler izlemez hani imkanın olacak gidip bozcada'ya yerleşeceksin. 
olmadı burgazada. öyle bir his doğuyor.
imkanın olmasa da yerleşeceksin. 
hem öyle yanına üç şey almana da gerek yok. bir bisiklet yeter. 




hikayemiz 1963 fransa'sında küçük bir adada, bir deniz fenerinin etrafında geçiyor.
fenerin yaşlı bireyi ölünce yerine ada dışından genç bir adam gelir. lakin ahali bu yabancıya hiç iyi davranmaz. yakup kadri'nin  'yaban'ından beter ederler elemanı! 
ama aşk işte. her şeyi, herkesi affediyor. genç adam ilk görüşte aşkı yaşar. aşkına ait tamir ettiği akordiyon gibi sıkışır, deli çarpar yüreği. bu yüzden adalıların çirkeflikleri pek dokunmaz o'na. amma velakin aşık olduğu kadın, arkadaşının da aşkıdır. işler bu noktada karışıktır... sonrasında olaylar kendiliğinden gelişir!!

halkının "dünyanın sonu" olarak nitelendirdiği bu ada yaşamındaki gel-gitler, fırtınalar, kutlamalar, basit, sıradan insan ilişkileri romansı bir havada işlenmiş. minik detaylar, ince fransız mizahı da eksik edilmemiş.

son tahlilde başarılı bir romantik-dram.
ben sevdim. çok sevdim.
.

12.03.2017

Cirkus Columbia - 2010


balkan filmlerinin bir şey söylemez gibi yapıp çok şey anlatan o kendine has sadeliğini, akıcılığını ve dahi doğallığını seviyorum.
cirkus columbia'da öyle.
iç savaşın eşiğinde yahut ortasındaki bir aile dramını, küçük kasaba hayatı olabilecek en yalın bir biçimde anlatılıyor. oyunculuklar ayrı bir güzel. misal başroldeki abi abartısız robert de niro performansı sergiliyor. bir ara acaba o mu diye tereddüt bile ettim.o derece. sonra azra rolündeki güzel jelena. martin falan. başarılı. çok başarılı, çok sıcak bir film. cirkus colombia.
evet. bunu da sevdim...

26.02.2017

forushande 2016


bir acem filmi.
çoğu iran filminde olduğu gibi dram yönü ağırlıklı. (yönetmenin en beğendiğim filmi olan a separation'u çağrıştırdı biraz)
yine diğer filmlerde olduğu gibi ağır işleyen ama asla sıkıcı olmayan bir senaryo.
bir şekilde, bir köşesinden filmin içine dahil oluyor insan.
diyaloglar sahici. oyunculuklar kusursuza yakın.
tek itirazım tiyatro sahneleri sanki filmle tam bütünleşememiş gibi. ya da benim baktığım, oturduğum açı farklıydı! bilmiyorum.
.
son tahlilde en başından, en sonuna alıp götüren, duygudan duyguya sürükleyen sahici bir film satıcı.
başarılı. gayet başarılı.
.

14.02.2017

gold (2016)

benim gibi çok fazla beklentiye girmeden oturursanız filmin başına, sonunda muhteşem süleyman tonlamasıyla âlâ diye ünleme ihtimaliniz yüksek. çok yüksek.

hele de bir de true detective hayranıysanız. değmeyin keyfinize.

çünkü ve zira; birinci sezonun kralı matthew mcconaughey abimiz başrolde.
normal şarttlrda öyle film adamı, dizi adamı falan tanımam. hafızam kötüdür. ama mcconaughey abiyi sigara içişinden ve mimiklerinden tanıdım daha ilk dakikada. o vakit dedim; bu film güzel olacak. oldu da netekim.

amerikan dow jones borsası gibi inişler, çıkışlar nerden geleceği belli olmayan daimi bir atraksiyon, bir şaşkınlık, bir taşkınlık hali ve sürpriz son. ve hatta sonlar. hepsi bu filmde.

'kibir en büyük günahtır.'
hırs ve hız felakettir.
kontrolsüz güç güç değildir.
büyük balık küçük balığı yer, iç ve dış mihraklar, nüfuzlu tanıdıklar vb bildiğiniz ne kadar klişe varsa onlar da bu filmin içinde. ama yook! öyle gözünüze gözünüze sokulmuyor. filmin bakışlarından siz anlıyorsunuz!

ha unutmadan!  sonlara doğru da leonard baba sahne alıyor ki sormayın gitsin. kulaklarımızın ve dahi ruhumuzun pası siliniyor. daha ne anlatayım. en iyisi filmi izleyin.



- hayallerini satarsan geriye neyin kalır ki ?