9.12.2017

my happy family (2017)



az önce bitti film. gürcistan yapımı ama o kadar bizden. o kadar sahici. o kadar hayattan. ağır ağır, hayatımızın bir kesitini izletiyor adeta.
başrolde elliikisinde bir kadın. manana. 2 çocuğunun ve damadının annesi. otar ve lamara’nın kızı. soso’nun karısı. hepsi aynı evde yaşıyor. geniş bir aile. küçük bir ev.

hem öğretmenlik hem ev hanımlığı yapan manana filmin başında nedenini tam bilmesek de çok mutsuz. belki kendisine biçilen rolden. sırtındaki yükten. belki kalabalıktan, kaostan, veya hayatına müdahale edilmesinden. yahut her şeyi, herkesi düşünmekten. geçmişinden, yaşadıklarından, kendisine yaşatılandan belki de. 

en mutlu olması gereken günde, doğum gününde evden ayrılmaya karar veriyor. ama bu o kadar kolay değildir. aile, akraba ve mahalle baskısı vardır. hatta manana ev işi yaparken açık olan tv kanalında kadına atfedilen sorumluluk ve misyonla devlet baskısı bile vardır! yönetmen bu ince ironiyi tv vasıtasıyla arka planda gayet ustaca işliyor.

ayrıca akrabalarının senin iyiliğini düşünüyoruz diye başlayan cümlelerin “ama ele güne ne diyeceğiz. bizi de kendini rezil ediyorsun. aileni, kardeşini hiç mi düşünmüyorsun? yediğin önünde yemediğin ardında. aç değil, açıkta değilsin” temalı bencilliğe dönüşmesi insanoğlunun çıkar seviciliğini bir kez daha gözler önüne seriyor. 

öte yandan manana’nın 17 yaşında eşinden yeni boşanmış öğrencisiyle yaptığı görüşme sonucu evden ayrılma kararını netleştirmesi başka bir ironiydi. 

hakeza; senin iyiliğin için konuşuyoruz diyen akrabalarını konuşturmayan manana benzerini kızı nino’ya yapınca aynı karşılığı kızından alması da dikkat çeken, hayat denkleminin aslında ne kadar zor olduğunun başka bir göstergesiydi adeta. 

filmin sonunda; manana’nın kendisine ihanet eden soso’ya önce sert yapıp sonra affeder gibi olmasının çaresizlikten mi yoksa sevgiden mi olduğunu, affedip affetmediğini, küçük oğlunun da evlenmesi ve gelmek üzere olan torunla yeniden büyük bir aile olacaklar mı sorusunun cevabını yönetmen izleyenlere bırakmış.

son tahlilde, iyi film. my happy family.
imdb puanı: 7.7
bence hak ediyor. evet.






12.11.2017

mindhunter or the night of



son günlerde sağda, solda, televizyonda mindhunter aşağı, mindhunter yukarı. şöyle iyi, böyle pek güzel söylemlerine kayıtsız kalamadım.
bir bölüm izledim.
doğrusu açılış sahnesi de çok umut vericiydi. dedikleri kadar varmış dedim. erken öttüm. başım kesildi! hani bir fargo, bir true dedective. yahut  bron/broen ya da forbrydelsen ayarında olmasa bile yine de sıkı bir dizi olacak diye düşündüm. merakla izlemeye koyuldum. lakin dakikalar ilerledikçe merak ve heyecan duygusu yerini bir parça hayal kırıklığına bıraktı.
çok fazla olumlu sözden ötürü aşırı beklentiye girmiş olabilirim.
bilemiyorum. ama ve doğrusu ilk bölüm sonrası biraz hayal kırıklığı oldu.
hayır. asla pes etmedim. ama kalan bölümler için hakkımı da saklı tutarak başka bir mini diziye geçiş yaptım.
.

ama ne dizi!
başından kalkmadan üst üste dört bölümünü bitirdim.
yarın işe gitmek, erken kalkmak derdi olmasa kalan dördü de bitirirdim ya.
aç gözlü olmaya gerek yok. kalanı yarın akşam bitiririm!
dizinin tek dezavantajı her yeni bölüm başlangıcında karıncalı HBO'yu görünce game of thrones müziğini bekliyor olmam. bunun dışında yönetmenin ilk başlarda flu gösterimlerle aşırı derecede fantezi yapmasına falan takmış değilim. zaten dizi, ilacın vücuda yayılması gibi yavaş yavaş içine alıyor, bir daha da bırakmıyor sizi.

ha az daha unutuyordum pazarıma gerilim, heyecan ve merak katan bu dizinin adı ; the night of.
ben bayıldım. belki siz de seversiniz.
.
geç gelen edit: son kararım; midhunter da bayağı güzelmiş. sezonu bitirdim. galiba ilk bölümde hemen her şeyi hızlı biçimde aktarma istekleri bir önyargı oluşturdu bende. ama dizin olayı buymuş. kontrollü hız. hızlı akan diyaloglar, zekice cümleler. psikolojik analizler. psikoloji demişken genç ajanın saykoloji demesine ayrı hastayım. evet, bu kadar.

16.10.2017

bir kaç iyi film

wind river (2017) :


sert bir film. hem iklimsel hem kurgusal anlamda. fakat tüm sertliğine rağmen çok da duygusal aynı zamanda. neredeyse tamamı bembeyaz karlar içinde geçen bu suç ve gizem filmi bu yönüyle buram buram fargo’yu çağrıştırsa da kendine has bir işleyişi var.
fargo çağrışımını söylemişken şirketin güvenlik elemanlarıyla polislerin çatışma sahnesi olağanüstüydü. tabi ki tarantino amca geldi hemen hatırımıza bu sahnede de. yine başta da söylediğim gibi aşırı duygusal sahneler gözlerinizi buğulandırabilir. öyle dram yüklü.
kurgusu, son ana kadar merakınızı teyakkuz halinde tutan akıcı senaryosu ile sağlam bir film olmuş. imdb 8/10 vermiş. ben yarım puan daha artırıp 8,5 verdim helalinden.
.
.
la giusta distanza (2007)

                     
po nehri kıyısında italyanca bir aşk hikayesi.
küçük bir kasaba. gazeteciliğe hevesli platonik aşık 18'lik giovanni. tunuslu hasan. ve güzel mara. naif hikayemizin baş kahramanları.
film, ferzan özpetek filmlerinin sıcaklığında ve yine aynı naiflikte ağır ama hissettirerek ilerliyor. filmin sonlarında hasan'ın mahkemedeki inatçılığı hafiften camus'nun yabancı'sını çağrıştırması. idealist giovanni'nin dinozor avukata 'meslek dersi' vermesi, filmin başında mara'yı getiren otobüsün nehir manzarası eşliğinde yılanvari kıvrılışı dimağda kalan diğer ayrıntılar.
son tahlilde imdb puanı 7/10.  haklı bir puan kanımca.

atomic blonde (2017) :




doğrusu biraz charlize theron, biraz da pazartesi sendromuna saatler kala kafa dağıtmak için izledim. umduğundan iyi çıktı. sıkılmadan, keyifle izledim. casusluk filmlerini sevenler önden buyursun. charlize abla'nın oyunculuğuna zaten diyecek kelamımız yok. ama yakın dövüş sahnelerindeki performansı da oldukça etkileyiciydi.
filmdeki tek eleştirim; beklenmedik finaldeki slow motion çekim. hani olmasaymış iyiymiş. 

13.08.2017

the dancer upstairs (2002)

        

herkese istediklerini vermeye çalışırken sahip olduğunuz her şeyi tüketirsiniz.

bir 'con malkoviç' filmi diye başlıyor açılış sahnemiz. neşeli bir latin müziği. ardından ve kasetten mütemadiyen konuşan bir kadın efekti.

mevzuyu anlayana kadar bir süre geçmesini beklediğimiz, javier bardem'i sakalsız gördüğümüz nadir filmlerinden biri. üstelik bıyıklı. eski bir avukat yeni polis şefi rolünde. romantizm soslu, politik bir polisiye. tempo bir an olsun düşmüyor. hem güzel yüzlü yolanda abla da var filmde. ama ve lakin bu tarz filmleri en iyi, en gerçekçi danimarkalılar yapıyor. bunu bilir bunu söylerim.
haa film kötü mü? kesinlikle değil.
oturun soluksuz izleyin.
evet.

12.08.2017

kasap havası (2016)


parçalanmış, ekseninden kaymış, kaybolmuş hayatlar. yanlış parçalarla tamamlanmaya çalışılan.
toplum baskısı. birey başkaldırısı.
taksici ahmet. terzi leyla. mahallenin kızı hülya.
mütemadiyen konuşan anneler. çemberin içindekiler. ve dışına çıkmaya çalışanlar.
şehr-i istanbul manzaraları.güzel müzikler.
başarılı, hissettiren oyunculuklar. (inanç konukçuymuş. behzat kom'serin hayaleti!)
ezcümle; kader ile ağır roman'a göz kırpan gerçekçi bir yerli drama.
evet böyle.